**Saddam Karşıtı Direnişçilerden ABD’ye Ağır Suçlama: “Bizi Silahsız Bıraktınız”**
Saddam Hüseyin rejimini devirme mücadelesinde aktif rol oynayan Iraklı gruplar, bugünlerde Amerika Birleşik Devletleri’ni kendilerini silahsız bırakmakla ve savunmasız konuma düşürmekle suçlayarak sert eleştiriler yöneltiyor. Yıllar süren baskıcı Saddam iktidarına karşı verilen mücadelede, bu gruplar birçok kez uluslararası destek arayışında olmuş, kendi imkanlarıyla direnişi sürdürmüşlerdi. Saddam rejiminin yıkılmasına giden süreçte, belirli noktalarda ABD’nin hedefleri ile bu grupların hedefleri arasında bir kesişim kümesi oluşmuştu. Bu kesişim, rejimin sona ermesi umudunu beslerken, yeni bir dönemin de başlangıcı olacaktı.
Ancak, Saddam’ın iktidardan düşüşünün ardından geçen süre, bu beklentilerin tamamen farklı bir yöne evrildiğini gösteriyor. Eski direnişçiler, o günlerde elde ettikleri silah ve teçhizatın, sonraki dönemlerde ABD’nin politikaları sonucunda ellerinden alındığını ya da ikmalinin kesildiğini iddia ediyorlar. Bu durum, onların ifadesiyle “ABD bizi silahsız bıraktı” cümlesinde özetleniyor ve uluslararası camiada yankı buluyor.
Bu iddia, sadece fiziksel bir silahsızlanmayı değil, aynı zamanda bölgedeki güvenlik dengelerindeki değişimi ve bu grupların kendilerini hissettiği savunmasızlığı da yansıtıyor. Bölgede yeni tehditlerin ortaya çıktığı bir dönemde, eski mücahitler kendilerini, yıllarca savaştıkları bir rejimin ardından, bir kez daha güçsüz ve desteksiz hissettiklerini dile getiriyorlar. Bu durumun, güvenliklerini sağlamakta ve kendi bölgelerindeki otoriteyi korumakta yaşadıkları zorlukları artırdığı ifade ediliyor.
Dönemin ortak düşmana karşı verilen mücadelesi yerini, şimdi ABD’ye yönelik derin bir hayal kırıklığına ve sert eleştirilere bırakmış durumda. Bir zamanlar Saddam’ı devirme hedefinde adımları örtüşen taraflar, bugün bu adımların kendilerini savunmasız bıraktığı gerekçesiyle karşı karşıya geliyor. Bu durum, uluslararası müdahalelerin ardından ortaya çıkan karmaşık dinamikleri ve eski müttefiklerin farklılaşan çıkarlarının nasıl yeni gerilimlere yol açabileceğini gözler önüne seriyor.
Iraklı eski direnişçilerin bu isyanı, sadece bölgesel güvenlik endişelerini değil, aynı zamanda dış politika stratejilerinin uzun vadeli sonuçlarını ve bir ülkenin veya grubun kaderi üzerindeki etkilerini de sorgulatıyor. Saddam’a karşı verilen mücadelede yola çıkanların, bugün ABD’yi kendilerini kaderlerine terk etmekle suçlaması, tarihin ironik bir cilvesi olarak kayıtlara geçiyor.




