Türkiye’de son dönemde yargı sistemindeki “cezasızlık politikası” tartışmaları giderek artan bir ivmeyle kamuoyunun gündemine oturmuş durumda. Toplumda, işlenen suçlara karşı faillerin yeterli cezayı almadığı, hatta kimi durumlarda fiilen cezadan muaf tutulduğu yönünde güçlü bir algı oluşmuş vaziyette. Bu durum, özellikle suçluların yasalara göre belirlenen mutlak ceza miktarı yerine, fiilen hapiste geçirecekleri süreye, yani halk arasındaki deyişle “yatarına” odaklandığı şeklinde çarpıcı yorumlara yol açıyor. Adalete olan güveni sarsan ve mağdurların vicdanını yaralayan bu endişeler, tartışmanın boyutlarını derinleştirerek çözüm arayışlarını hızlandırıyor.
Bu hassas ve önemli meseleyi aydınlatmak amacıyla kadın hakları savunucuları ve hukuk çevreleriyle yapılan görüşmeler, durumun sadece bir algıdan ibaret olmadığını, aksine somut bir gerçeklik olduğunu gözler önüne seriyor. Uzmanlar, “Ortada somut bir gerçek var” diyerek, kanunlarda işlenen suçlara karşılık gelen nominal ceza miktarı ile fiili infaz miktarının (yatarının) önemli ölçüde farklılaştığına dikkat çekiyor. Özellikle yatarının çok daha düşük olması, kamuoyunda oluşan cezasızlık algısının değil, bizzat infaz düzenlemelerinden kaynaklanan gerçek bir cezasızlık olgusunun bulunduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu durum, yargı sistemimizin temel bir açığı olarak değerlendirilmekte ve acil müdahale gerektirmekte.
Ceza miktarları ile infaz süreleri arasındaki bu derin ve kabul edilemez fark, yalnızca hukuk camiasında değil, toplumun her kesiminde ciddi yankılar uyandırıyor. Mağdurların adalete olan inancı derinden zedelenirken, failler için caydırıcılık unsuru da ne yazık ki büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Suçluların, alacakları cezanın yasal karşılığından ziyade, cezaevinde geçirecekleri sürenin kısalığını öncelikli olarak hesap etmesi, tekrar suç işleme eğilimini tehlikeli bir şekilde artırabilir. Özellikle kadına karşı işlenen şiddet, cinayet ve cinsel istismar gibi ağır suçlarda, bu durum mağdurların çaresizliğini katlayarak toplumsal huzuru ve düzeni ciddi şekilde tehdit ediyor. Adaletin tam olarak tecelli etmediği hissi, toplumdaki kutuplaşmayı ve devlet kurumlarına olan güvensizliği daha da derinleştiriyor.
Peki, bu ciddi soruna nasıl bir çözüm bulunmalı ve gelecekte benzer mağduriyetlerin yaşanmaması için hangi somut önlemler alınmalı? Hukuk uzmanları, öncelikle infaz düzenlemelerinin kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini şiddetle vurguluyor. Kanunlarda belirlenen ceza miktarları ile fiilen infaz edilen süreler arasındaki orantısızlığın giderilmesi, adaletin yeniden ve tam olarak sağlanması açısından kritik öneme sahip. Bu bağlamda, yargı bağımsızlığının daha da güçlendirilmesi, ceza hukuku ilkelerine sarsılmaz bir sadakat gösterilmesi ve toplumsal beklentilerin dikkate alınarak şeffaf bir yasal çerçeve oluşturulması gerekmektedir. Uzmanlar, daha adil, caydırıcı ve güven veren bir yargı sistemi için infaz kanunlarında köklü reformların ve geniş çaplı bir kamuoyu tartışmasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Bu adımlar, cezasızlık olgusunun önüne geçerek toplumsal adaleti ve huzuru yeniden tesis etmenin anahtarı olacaktır.



